AYNI YOL, FARKLI DUYGULAR
AYNI YOL, FARKLI DUYGULAR
Bugün Marmaray ile tren yolculuğu yaparken aklıma gelenleri kalemimle canlandırmak sizlerle paylaşmak istedim. yolculuk esnasında dikkatimi çeken bir şey vardı. herkes koşturma içerisinde bir telaş içinde tıpkı, çocukken büyük hayretle izlediğimiz karıncaların, o bir yerden bir yere yetişme ve aceleci durumlarını andırıyordu. ve kendisini trenin içerisine atanlarda diğer dünyaya hızlıca geçiş yapıyordu. Yani dijital dünya. Herkes telefona gömülmüş adeta içerisinde kaybolup başka bir hayat yaşıyordu. “Bizleri bu hale getiren neydi? Kalabalıkların içindeki yalnızlığımız mı, yoksa modern köleliğin o yorucu bezginliği mi?”
Galiba şimdilerde insan en çok kimseye belli etmeden, sessizce yoruluyor. Eskiden bir derdimiz olduğunda durup anlatacak birilerini bulurduk; şimdiyse sadece dijital ekranlarda bir “hikaye” paylaşıp susmayı seçiyoruz. Herkes bir şekilde “iyiyim” demeyi ezberlemiş. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, artık kimsenin bir başkasını uzun uzun, can kulağıyla dinleyecek ne vakti var ne de dermanı.
Aslında büyük mucizeler de beklemiyoruz hayattan; bazen sadece “Nasılsın” diyen samimi bir ses, içten bir bakış, gülümseme yetiyor insana. Fakat ne yazık ki telefonumuzdaki rehberler tıklım tıklım doluyken, kalpler alabildiğine boş kalıyor. İnsan en çok da bu tezatlığa kırılıyor: Kalabalıkların ortasında yapayalnız unutulmaya ve ne olursa olsun hep güçlü görünmek zorunda kalmaya…çünkü güçsüz olanın acımasızca kırıldığı bir dönemi yaşıyoruz.
Artık kimse eskisi kadar içten değil; herkes bir yerlere, birilerine yetişme telaşında ama kimse kimsenin ruhuna dokunmuyor, dokunamıyor.
Yine de insan, tüm bu samimiyetsizliğe rağmen bağ kurmaktan vazgeçemiyor işte. Gece el ayak çekilip her şey sustuğunda, bir şarkının tanıdık nakaratına sığınıp “Belki bir gün düzelir” diye fısıldıyor içine. Çünkü ne yaşanırsa yaşansın, insanın derinliklerinde kolay kolay sönmeyen inatçı bir umut var; bizi her şeye rağmen ertesi güne taşıyan yegane güç de tam olarak bu.
Belki de modern zamanların bu sessiz yorgunluğunu alt etmenin yolu, o karınca telaşının içinde bir an olsun durabilmektir. Başımızı o parlak ekranlardan kaldırıp, hemen yanımızda oturan ve tıpkı bizim gibi “iyi olmaya çalışan” bir başka ruha sadece tebessümle bakabilmektir.
Sevgilerimle…
Hüseyin Aydoğdu