Benzer, Benzerini iyileştirir…
Bazı İnsanlar Var, Hiç Yormuyor…
Hayatın hepimiz için yeterince karmaşık olduğunu düşünüyorum. Gün boyu bir sürü dertle uğraşıyoruz; iş güç, çocuklar, ev, trafik kalabalık, koşturmaca, yarının stresi derken akşamı zor ediyoruz. Sanırım çoğumuz için durum böyle. Hele bir de İstanbul Ankara İzmir gibi büyük metropollerde yaşıyorsanız daha da fazlasıdır. Özellikle hızlı yaşamaya alışmış, sürekli hareket halinde olma dürtüsünü genlerinde taşıyan göçebe bir kültürden geldiğimiz için bunu gayet normal karşılıyorum artık.
Çünkü bizler, göçebeliğin vermiş olduğu kodları hâlâ zihnimizde ve karakterimizde taşıyoruz. Göçebe kültüründe çadırı hemen toparlayıp yeni yerlere hareket etmenin aceleciliği ve plansızlığı vardır. Bu nedenle bir yere uzun süre aidiyet hissedemeyiz. Bunun; işimize de yaşantımıza da sirayet eden köklü bir refleks olduğunu düşünüyorum. Ve herkes bu yükü nasıl boşaltacağını düşünür planlar imkanlar ölçüsünde. Bunun için en fazla yapılan şey, akşam eve gitmeden bir dost molası vermek.
Özellikle sizlerin de dikkatini çekmiştir; yeni nesil kafeler sürekli yoğun ve dolu. Düşüncem şu ki: Bu stresin, yoğunluğun eve taşınmaması için insanlar kendilerine iş çıkışlarında yeni sosyalleşme, dertleşme ve stres atma mekânları oluşturdular.
Hayatın verdiği bu yükleri atmak her insanın hakkı. Anca bunu karşılıklı bir alma-verme dengesiyle yapmak çok daha sağlıklı. Yani sürekli birini dinlemek, onun sorunlarını çözmeye çalışmak bir noktadan sonra kendi ruhumuza ihanet gibidir. En güzeli, bu fazlalıkları birbirimize eşit miktarda paylaştırmak.
İşte böyle zamanlarda insan yanında birini arıyor ama her kelimesini tartarak konuşacağı birini değil. Doğrudan seni yormayacak birini.
Geçenlerde düşünüyordum; bazı insanlar cidden ruhumuzu dinlendiriyor. Sohbet başlayınca o günkü gürültü patırtı bir anda kesiliyor. Zaman mefhumu ortadan kalkıyor; konular, sorunlar, her şey derinleşiyor ve o derinlikte kayboluyorsun. Tabii, bu insanları bulmak kolay değil.
Hani derler ya, kendinizi açıklamak zorunda kalmayacağınız insanları kastediyorum. Sadece sesinizden değil, sessizliğinizden bile anlayacak kişilerden bahsediyorum. Bu kadar yorgunluğun üstüne sizi dinlendire, İnsanı yormayan insan yani.
Mesela; Fırına gidip simit bulamayınca elinde poğaçayla dönüyorsun ya; “Olsun, bugün de poğaça yeriz.” diyor. Yolu kaçırıyorsun, “Yarım saat geç varırız, ne çıkar?” deyip geçiyor. Surat asmak yok, insanı gerginleştirmek yok.
En çok da bir hata yaptığında bunu yüzüne vurmamaları güzel. “Şimdi ne desem yanlış anlaşılırım?” kaygısı olmadan konuşabiliyorsun. Kelimeleri seçmek zorunda değilsin. Sadece ve sadece kendin oluyorsun.
Böylelerine ne denir bilmiyorum ama bu hâl başka bir şey. Kadın-erkek fark etmiyor; nerede şöyle üslubu düzgün, sakin biri olsa insanın içi ferahlıyor. Nezaket zayıflık gibi durmuyor hiç. Aksine, insanı çok daha sağlam gösteriyor. Okyanustaki fırtınalarda sığınılan o sakin limanlar gibi huzurlu ve güvenli.
Telefonlarımızın hızlı arama kısmındaki isimlere de genelde bu insanları kaydederiz. Bir şey olduğunda ya da sadece kafayı boşaltmak istediğinde elin kendiliğinden onlara gider. Biliyorsun çünkü; o telefonun ucunda seni yargılayacak ya da üstüne yeni bir dert ekleyecek biri yok.
Sesi sana iyi gelir. Kendi kabuğuna çekilip enerjinin tükendiğini hissettiğinde, seni yeniden hayata bağlayan birer sığınak gibidir bu insanlar.
Etrafınızda böyle birileri varsa kıymetini bilin derim. Bu kadar yoran insanın arasında, böyle kişiler gerçekten iyi geliyor insana. çünkü;
Benzer, benzerini iyileştirir.
Şimdi eminim ki herkes telefonuna bakacak ve en sık aramalar kısmına kimi eklediğini kontrol edecek. Ben kendimi bu konuda şanslı hissediyorum; 🙂
“ İyi ki “dediğiniz insanların sayısının artması temennisiyle…
Sevgilerimle…