Her şey değişir; zaman, mekan ve İnsan
Her şey değişir” veya “değişim kaçınılmazdır”… Çok sık duyarız bu cümleleri. Tabiat, mevsimler, evler, eşyalar ve tabii ki insanlar. Hani deriz ya: “Değişmeyen tek şey değişimdir.”
Galiba aslolan şudur: Her şey değişir; bazen zamanla, bazen insanla.
İşte bu birkaç kelimelik ifade; üzerinde yaşadığımız toprağı, insan ilişkilerini ve içinden aktığımız hayatı özetler. Kafamızı kaldırıp etrafımıza baktığımızda gördüğümüz her şey; zamanın, toplumun ve insanın kendi içsel dönüşümünün birer yansımasından ibaret. Bir düşünün; daha birkaç yıl önce geçtiğiniz bir yerden tekrar geçtiğiniz zamanki şaşkınlığınızı ya da uzun süre görmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaştığınızda onun şimdiki hâlini… Ancak insanın fizikî veya ruhsal değişimini kabul etsek de karakter değişimini hiçbirimiz kolay kolay kabul edemeyiz.
Geçmişe doğru başımızı çevirdiğimizde, zamanın toplumsal dokuyu nasıl sabırla ilmek ilmek işlediğini görürüz. İnsan ilişkileri, komşuluklar, dostluklar ve aile bağları durduk yere bu noktaya gelmedi. Yıllar ve kuşaklar boyunca ortak sevinçler, kederler, paylaşılan sofralar ve eski usul samimiyetler aktı gitti.
Geçmişin değişimi gürültüsüzdü, yıllara yayılmıştı. Eski dostlukların sıcaklığı, insanların birbirine yaklaşımındaki o içten fıtrat ile bugünkü mesafeli ilişkileri kıyasladığımızda “Ne kadar değişti…” deriz içten içe. Çünkü zamanla değişen toplum ve insan ilişkileri, arkalarında derin bir yaşanmışlık ve silinmez bir hafıza bırakır.
Şimdiki zamanda ise işin rengi iyice derinleşir. Mevzu artık sadece geçen yıllar değil, bizzat insanın duygu dünyasının ve bakışının değişmesidir. İnsan sabitleşip kalan bir varlık değildir; yaş aldıkça, gördükçe, sevdikçe ya da kaybettikçe dönüşür. Dün büyük bir coşkuyla sarıldığı insanlara bugün olgun bir mesafe koyabilir; dün gözden çıkardıklarına bugün anlayışla bakabilir.
Aslında değişen sadece çevremizdeki insanlar ya da ortamlar değildir; insana ve topluma bakan gözümüz, kalbimizin ritmi değişir. Bir insan dönüştüğünde; kurduğu bağlar, dostlukları ve topluma katacağı değer de onunla birlikte bambaşka bir kimliğe bürünür. İnsan aynı kalsa bile, içindeki o değişim tüm ilişkilerinin ruhunu baştan yazar.
Geleceğe baktığımızda bizi tek bir gerçek karşılıyor: Hiçbir şey olduğu gibi kalmayacak. Zaman akmaya, toplum dönüşmeye, insan olgunlaşıp bağlarını yeniden tanımlamaya devam edecek. Yapmamız gereken tek şey, bu doğal akışa uyum sağlamak. Çünkü ne zaman durur ne toplum aynı kalır ne de insan sabit bir noktada bekler…
Sevgilerimle…
Hüseyin AYDOĞDU